Berlin > Audi magazin > Audi Türkiye

Berlin

  • berlin_1400x438.jpg
berlin_1400x438.jpg

Zamanın içinden geçerken, hayallerimizi teknolojiyle ölümsüzleştirebiliriz.

Zaman, bugün tam olarak ne anlama geliyor? Her bir ânın kıymeti.

Röportaj: Wiebke Brauer, Fotoğraf: OGS Studios (Clemence Eliah + Osse G. Sinare)

GEISSLER: Yaşamı belirli bir süreyle kısıtlı olan canlılar olarak payımıza düşen, zamanı bir problem olarak algılamak. Bu durum da çoğu zaman vaktimizi en doğru, en iyi şekilde değerlendirip değerlendirmediğimiz sorusuna yol açıyor. Sürekli olarak, “Zamanımı yapıcı bir şekilde kullanabiliyor muyum, kullanamıyor muyum?”, “Belli bir zaman dilimine daha fazla ya da daha az şey mi sığdırmalıyım?”, “Bu memnun edici mi, değil mi?”, “Alternatifleri var mı, yok mu?” gibi niteliksel sorularla baş etmek durumundayız.
Karlheinz Geissler, 72
berlin3_255x144.jpg
Aynı zamanda işletme alanında onursal profesör olan zaman araştırmacısı Geissler, 30 senedir zaman üzerine çalışıyor. Bu süre boyunca saat kullanmadan, kendi ritmiyle uyumlu bir şekilde yaşadı. Alman Zaman Politikaları Topluluğu’nun (Deutsche Gesellschaft für Zeitpolitik) kurucusu olan Geissler aynı zamanda oğlu Jonas ile birikte Münih’te bulunan Zaman Araştırmaları Enstitüsü’nü (Institut für Zeitforschung) yürütüyor. Yayımlanmış son kitabının adı ‘Time is Honey’ (Vakit Tatlıdır).
GEISSLER: İnsanlar zamanı iki şekilde deneyimler; tıpkı toplumların da 600 senedir deneyimlediği gibi: saatin gösterdiği zaman ve doğal zaman. Doğal zaman, insanların kendi algıladıkları ve deneyimledikleri zamandır yani onları mutlu ya da mutsuz eden zaman. Bu, insanların kendi içsel vücut zamanları ya da kendi niteliksel zamanlarıdır ve ritimlerle çalışır.
Bazense tekrarlardan kaçma yoluyla... Basitçe söylemek gerekirse, saatle belirlenen zaman insanları programlamak için kullanılır. Makineler, iş akışları ve tüm günlük hayat saate bağlı olarak programlanır. İşte, strese yol açan da budur.

BOOS: Yapay zeka için büyük bir imkân sunan da tam olarak, zamana niteliksel yaklaşımdır. Sonuçta, vaktimizin büyük bir kısmını, aslında gelişimimize herhangi bir katkı sunmayan şeylerle uğraşarak harcıyoruz. Bugün pek çok işyerinde olup bitenin, insanların fabrikalarda tüm günü bir çekiçle bir şeylere vurarak geçirdikleri zamanlardan farkı yok. Görevleri küçük parçalara bölünmüş insanların, tıpkı bir makinenin parçaları gibi çalıştıkları -Taylor’ın ekonomi prensiplerini takip eden- bir iş dünyasında yaşıyoruz. İnsanlar artık yaptıkları işin nihai halini anlamıyor bile.


GEISSLER: İşte endüstrileşmiş toplumun gündemi bu: insanları programlamak.

BOOS: İnsanlar, kavramsal yetenek ve belki konsantrasyon becerisi gerektiren görece basit görevleri yerine getiriyor ama bunlar tatmin edici olmuyor. Tek bir alanda çok fazla uzman yetiştiriyoruz. Bu şekilde de sahip olduğumuz tüm çeşitliliği yitiriyoruz.
GEISSLER: Ama Taylorizm sona erdi.
BOOS: Taylorizm, sadece üretim açısından baktığımızda bile sona ermiş durumda çünkü insanları delirtiyor.
GEISSLER: Hayır, çünkü “önce bunu, sonra da şunu yap” nosyonu artık üretken değil. Programlamayla işimiz bitti, verimlilik için yeni gündemimiz kesişim.

BOOS: Bu daimi verimlilik baskısı... Ben insanların verimlilikten tamamen farklı bir şey için tasarlanmış olduğuna inanıyorum.
berlin6_255x144.jpg
Hans-Christian Boos, 45. Chris Boos, yapay zeka alanındaki öncü isimlerden biri. Boos’un, 1995 senesinde Almanya’da kurulan ileri teknoloji şirketi Arago, akıllı otomasyon için yazılım üretiyor. Zorlu görevleri üstlenebilecek şekilde tasarlanmış olan yarı-düşünür makineleri, insanlara entelektüel gelişimlerine daha fazla yatırım yapma özgürlüğü sağlıyor.
BOOS: Soru şu: Tüm bu sistemde insanoğlunun asıl amacı ne? İnsanların özellikle, onları aynı zamanda çok mutlu edecek olan iki temel şey için donatılmış olduğuna inanırım. Bunlardan biri icatlar yapmak. Bu icadın patentlendirilebilecek bir şey, sanatsal bir yaratı olup olmadığı ya da birilerinin bunun için risk alıp almadığı, öncü bir adım olması vs. önemli değil. İkincisiyse bizlerin bir şekilde başkalarıyla etkileşim içinde olmaya yazgılı oluşumuz. Bu, günümüzün endüstriyel toplumunda tamamen kaybolmuş durumda.
BOOS: Aynı problemle defalarca kez karşılaşıyorum: “Taylorist” bir iş icra eden ve bu durumu çoğaltan insanlar, bu iş-hayat dengesi mantığının ilerlemesine katkı sunuyor. Ama bu başarıya ulaşamıyor. Bu insanların birçoğu günde sekiz saat değil on ya da on iki saat çalışıyor. Ardından uyku için, diyelim ki altı saatlik bir vakte ihtiyaçları oluyor. Bu da günde 18 saatin ellerinden gitmesi anlamına geliyor. Ama bu insanların bir parça hayatlarını da yaşamaları gerekiyor. Tüm mutlu anlarını yaşamak için geriye günde yaklaşık dört saatleri kalıyor. Bu asla işe yarayacak bir yol değil.
GEISSLER: Hayır, bunun işe yaramamasını sebebi, işin de aynı zamanda hayatın bir parçası olması.

BOOS: Eğer makineler biz insanlar için gerçekten tekdüze olan işleri üstlenirse, biz de en azından bir kere daha gerçekten işe yarayacak şeylerle meşgul olabiliriz.
GEISSLER: Zaman bir konseptten ötesi değildir. Ve bu, finansal anlamda hesabı zamanla ölçülebilen bir konsept. Çalışma hayatlarımızda olan da tam olarak budur. Tekrarlardan kaçınmak ve bu formu daha hızlı iş akışlarına sahip olan yeni formlarla değiştirerek zamanı finansal anlamda rasyonalize edebiliriz.
BOOS: Bu konuyla ilgili tartışmada genellikle yapay zekanın tam bir verimlilik aracı olduğu boyutu göz ardı ediliyor. Ve yapay zekayı şu anda ekonomiyi rayında tutmak adına, ulaşamadığımız ya da ulaşmak istemediğimiz verimliliği elde etmek için kullanıyoruz. Medyanın bahsetmeye bayıldığı insanımsı robotlar, yapay zeka rüyasının bir parçası ama bugün kimsenin bu tür bir rüyanın nasıl inşa edileceğine dair bir fikri de yok. Yine de şunu çok iyi anladık ki makineler, kendimizi içinde bulduğumuz verimlilik sarmalından kurtulmamıza yardımcı olabilir.
GEISSLER: Yapay zekâ biz insanları tekrarın külfetinden kurtaracaksa, yapacağım tek şey bunu onaylamak olur.
BOOS: Bizi mutlu etmeyen ya da ilerlememize katkı sunmayan şeyler için gereğinden fazla zamanı çarçur ettiğimize de katılıyor musunuz?
GEISSLER: “Çarçur etmek” ile neyi kast ediyorsun? Zamanı çarçur etmeyiz. Kimse, yapmak zorunda değilse, mecbur değilse zamanını çarçur etmez. Bunun yerine, insanlar kendilerini mutlu edecek her neyse onu yapar.
BOOS: Yapay zekanın etrafındaki tüm şüphecilik, genellikle tüm vaktin aniden ellerinizde olması ve onu nasıl kullanacağınızı bilmeme korkusuyla haklı çıkarılıyor.
BOOS: İnsan ırkı en az son 40 yılda bizi gerçekten ileriye doğru büyük bir adım attıracak bir şey başarmadı. Bana İnternet ya da Facebook gibi harika şeyler keşfedildiğini anımsatacak biri olursa ona dedikodu yapmanın insanlığın en eski alışkanlığı olduğu yanıtını veririm. Sosyal ağlardaki başarımız, sadece bu sürece hız katmış oldu. Gezegenimizde çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. Gezegeni talan ediyoruz, dünya nüfusunun yüzde 10’u makul yaşam standartlarına sahipken geriye kalan yüzde 90 bundan yoksun. Dünya barışından söz etmek mümkün değil. Bundan yıllar önce insanlar birbirine dünyanın gidişatı hakkında sorular sorardı. Bugün insanların çoğu bunu ya umursamıyor ya da buna vakti yok. Hümanizme dönüş yaparsak çok daha iyi durumda olacağımıza, kesin bir şekilde inanıyorum.
GEISSLER: Evet, çoğu insan zaman kazanmak ve bunu kendi ilgi alanları için kullanmak istiyor. Bir ekonomist, daha fazla zamanı daha çok para elde etmek için kazandığımızı söyleyebilir. Zira ekonomistler “vakit nakittir” mantığına sadıktır.

BOOS: Ama 200 sene boyunca buna inandıktan sonra kendimizi bu mantıktan kurtarmak da tamamen bize bağlı.
GEISSLER: Evet, programlamanın 200 yılı. Saat her zaman insan eyleminin yapısını belirlemiştir. Lakin saat, zamanın organizasyonu üzerindeki kontrolünü terk ediyor. Saatin miyadı doldu. Gitme zamanı geldi.

Zamanın ritmi değişmez. Öte yandan WhatsApp, Facebook ve Twitter gibi uygulamaları da kullanan akıllı telefonlarla bilginin miktarı, dolayısıyla zamanın yoğunluğu artıyor.
GEISSLER: Günlük hayatlarımızdaki zaman yönetimi işini artık cep telefonları üstlenebilir. Başka bir deyişle, vaktimizi uzun süreli randevularla değil ama kısa süreli kararlar etrafında organize ediyor olacağız. Bugünlerde biriyle buluşacağımız zaman net bir saat kararlaştırmak yerine “Öğleden önce orada olurum, tam saati söylemek için seni ararım” gibi şeyler söylüyoruz.

BOOS: Ben bir randevu için kesin bir saat belirlemeyi daha çok seviyorum. Bu şekilde, en azından geri kalan zamanın bana ait olduğunu biliyorum. Herkesin vaktin ucunu açık bıraktığı durumda, kimse plan yapamaz hale gelir. Ve kimsenin de işlerin kesintisiz yapılması için vakti yok.
GEISSLER: Bu doğru. Ama zamana yönelik yaklaşımımızda yapacağımız herhangi bir farklılık, bu değişikliğin işe yarayıp yaramayacağına dair pratik bir deneme yapmak olacaktır. Sonuçta bu, laboratuvar ortamında deneyebileceğimiz bir şey değil. Yaptığınız değişikliğin bir faydası olup olmayacağını ancak günlük yaşamınızı nasıl etkileyeceğine bakarak anlayabilirsiniz. Birisi standart bir cep telefonu seçerken bir diğeri akıllı telefon tercih edebilir. Mesela ben hiç cep telefonu kullanmam, kimisi üç telefon kullanır. Fakat günümüz toplumunda durum bu.
BOOS: Ah, biri kişisel görüşmeler için, diğerini ajanda olarak kullanıyorum. Pek zaman odaklı olmasam da takvim odaklı biriyimdir.
GEISSLER: Takvim odaklı olmakla neyi kast ediyorsun? Randevu odaklı olmak mı?

BOOS: Aynen öyle, çok fazla randevum oluyor ama iki ayrı işi aynı ana sıkıştırmıyorum.

GEISSLER: Bu doğru bir yaklaşım.
BOOS: İlgimi çeken şeyler için asla yeteri kadar vaktim olmuyor. Bu nedenle benimleyken aynı anda birden fazla işle ilgilenen insanlar beni gerçekten rahatsız eder. Çünkü benim vaktime karşı özensiz davranmış oluyorlar. Herkesin telefonundan elektronik postalarını kontrol ettiği bir toplantıda neden vaktimi öldüreyim ki! Tamamen zaman kaybı!

GEISSLER: Ama bu yüzyıllardır olan bir şey; kısaca “kabalık” olarak tarif edebiliriz. Bunu söylemeye bile gerek yok. Yeni teknolojilerimiz sayesinde gittikçe daha hızlı hale geliyoruz, ışık hızına eriştik. Ve bunu hızı artırarak geçemezsiniz...
BOOS: … Biz de bunun yerine bir şeyleri aynı anda yapıyoruz.
GEISSLER: Kesinlikle. Oyunun yeni adı yoğunlaşma. Bu sürücüsüz otomobillerin de en cazip yönlerinden biri; kavşakta tıkanmış haldeyken bile hâlâ hızlı olabilirsin. Trafikte sıkışmış vaziyetteyken internette sörf yapabilmek ya da başka bir şeylerle uğraşabilme paradoksu bu. Otomobil kullanma zorunluluğundan kurtulmuş haldeyken, hâlâ hızlı hareket edebiliyorsunuz. Başka bir ifadeyle aynı anda hem hızlı hem de ağır olmak mümkün. İşte bu, kendimizi “akıllı” bir topluma dönüştürmenin avantajı. Bu “Taylorizm”in ya da programlamanın tam tersi.
BOOS: Evet, çok seviyorum. “Tasarlama” kısmına bir kere daha sosyal değer atfetmemiz koşuluyla. Laf aramızda—insanlar, yapay zekanın insan zekasının yerini almasından ya da insanın yaratıcılık konusunda zirvedeki pozisyonunu kaybetmesinden endişe etmeyi bırakmalı. Makine sistemlerinin yakın gelecekte daha iyi sürücüler olabileceği meselesi, sonraki tartışma.
GEISSLER: Beklentimiz, sürücüsüz otomobiller sayesinde, otomobilin içinde bize araba kullanmaktan başka şeyler yapmak için zaman kalması yönünde.
BOOS: Ben kesinlikle daha fazla okur ya da sesli kitaplar dinlerim. Başlangıç için sadece durup düşünme özgürlüğünün olması bile mükemmel bir şey. Ya da sadece camdan dışarı bakmak da gayet ilham verici olabilir.
GEISSLER: Ama mesela otobanda giderken gerçekten de camdan dışarıya bakmak ya da doğanın tadını çıkarmak gibi bir şansınız olduğunu düşünüyor musunuz?
BOOS: Ara sıra at binmek gibi şahane bir şansa sahip olabiliyorum. Atlarla ilgili büyüleyici olan şey, atların hızla giderken bile aslında gayet yavaş olmaları. Tıpkı otoyolda otomobil sürmek gibi. Hakkında bir şey bilmeden önce çok fazla detayla karşı karşıyasınız. Hızın içindeki yavaşlığa odaklanmak, ufak ayrıntıları deşmenin ne kadar verimli olabileceğini fark etmenizi sağlayan bir şey. Benim işim -algoritmik problemler üzerinden düşünmek- zihinsel olarak zorlayıcı bir durum. Ve karmaşık çözümlerden geçmek bazen kaçınılmaz.
GEISSLER: At binmek de doğal zamanla çok ilgili bir şey. Neticede insanlar hâlâ doğanın zamanına ayarlı olan dünyevi varlıklar. At binmek sana, yaşamının günlük akışında yeri olmayan bir ritmi, atın ritmini hissetme fırsatı veriyor. At sırtında olmak senin için hem kendinle hem de doğayla yeniden bağ kurmak için çok yaratıcı bir yol.
“Saat, zaman demek değildir. Saatin ritmi, insanlar üzerinde bir zaman yönetimi modeli empoze eder. Kendinizi saat yerine vücudunuzun ritmine göre ayarlasanız, bunun ne kadar özgürleştirici olduğunu fark edersiniz.”

Yapay zeka, insanoğlunun daha önceden biriktirdiği ve bağımsız olarak uyguladığı öğrenme deneyimlerini alıp, bunun etkilerini bizlerin başarabileceğinin ötesine katlıyor.
Taylorizm: Amerikalı Frederick Winslow Taylor 20. yüzyılın başında, insandan elde edilecek verimliliği artırmak için iş gücünü küçük parçalara bölme ilkesini kavramsallaştırdı.
berlin2_255x144.jpg

Afrika’yı seviyorum. Burada Avrupalı mükemmeliyetçiliğinden ve beklentilerin oluşturduğu baskıdan uzak durumdayım. Bir şeyler kurmak için zengin bir yatırımcı olmam gerekmiyor. Bunun yerine çok basit bir fikri alıp iş yaratıp genç insanlara ilham verebildim. Burada hem yapmak istediklerimi yapabilir hem de multikültürel, global bir geleceğin elçisi olarak fark yaratabilirim.
Almanya’nın başkenti Berlin, günümüzün mıknatıs etkisine sahip kentlerinden.
256x144berlin.jpg
Berlin’in kozmopolitliğinin sembollerinden, meşhur Dünya Saati, 1969’dan beri Mitte bölgesindeki Alexanderplatz meydanında gelen geçeni selamlıyor. Güneş sistemi modeliyle çevrelenen saat, dünyanın 24 zaman diliminin şematik tasvirini içeriyor.