TORİNO

Yaratıcılık ve mobilite el ele ilerliyor.

Limit gerçekten gökyüzüyle mi sınırlı? Üçüncü bir boyut eklemenin zamanı geldi…

Yazı: Patrick Morda, Fotoğraf: Avrio Drone, Matthias Ziegler, İllüstrasyon: Raymond Biesinger

“Şu an tam da o sıfırdan bire anlarından birindeyiz.”

Italdesign ve Airbus, eli kulağında olan bir kördüğümü önlemek amacıyla bilim kurguyu bilimsel bir gerçeğe dönüştürüyorlar: Konsept araç Pop.Up ile geleceğin trafiği modüler, akıllı, otonom ve sıfır emisyonlu bir tasarımla gökyüzüne taşınıyor.

Geleceğe dair bazı hikâyeler aslında geçmişin izini takip eder. İşte onlardan biri: 19’uncu yüzyılın sonunda Amerikalı filozof ve tarihçi Henry Adams otobiyografisini yazarken bugünün dünyasına da bakış atıyordu. The Education of Henry Adams adlı biyografisinde, daha 6 yaşına bile basmadan önce; gerçekleşmesi bir zamanlar imkânsız olarak görülen dört şeyin hayata geçmesine tanıklık ettiğini yazıyordu: Transatlantikler, trenler, telgraf ve fotoğrafın öncülü olan dagerreyotipi (gümüşlü levha üzerine çekilmiş fotoğraf). Ona göre artık imkânsız diye bir şey yoktu. Ve işte bu bizi, günümüze getiriyor.

Astalosch hâlihazırda hıncahınç dolu olan şehirleri düşünüyor.

Yaklaşık 450 milyon insan bu tip kentlerde yaşıyor -bunlar dünya genelindeki, nüfusları 10 milyonu aşmış olan mega kentler. Gezegen şu anda 28 mega kente ev sahipliği yapıyor. 2030’dan itibaren bu sayının 40’a, içinde yaşayanlarınsa toplamda 750 milyona çıkması bekleniyor. Bu kronik kördüğüm, herkesin hemfikir olduğu üzere, kabullendiğimiz gelecek manzarası gibi görünüyor. Ya da belki de şu anda hali hazırda yaşadığımız şeyin ta kendisi bu. Alanlar aşırı kalabalık, buna karşılık altyapı çok rijit. Bununla mücadele etmek için yeni fikirlere ve alanı daha akıllıca kullanmaya ihtiyacımız var. “Akıllı kentlerden önce akıllı kullanım”, bize rehberlik edecek bir prensip olabilir. Italdesign ve Pop.Up işte bu mantıkla geliyor. “Bizler, her şeyden önce hizmet sunucularıyız” diyor, Astalosch. Hoş kimse onlardan Pop.Up gibi bir konsept geliştirmelerini talep etmiş değil.

“İş felsefemiz yaratıcılığa dayanıyor. Bir fikrimiz olduğu zaman genellikle, hadi başla derim.” Yoksa efsanevi Silikon Vadisi ruhu, Italdesign’ın evi olan, Torino civarındaki Moncalieri’nin kapısını mı çalıyor? Şirket; fikirleri ileri taşımakla yetkilendirilmiş küçük, disiplinlerarası takımları ve kumanda etmekten çok rehberlik yapan bir liderlik anlayışıyla övünüyor. Italdesign’daki herkes projelere fikirleri, kanaatleri ve uzmanlıklarıyla katılmaya sadece hak sahibi değil, aynı zamanda bu yönde teşvik de ediliyor. Takım bir bütün olarak daima ön planda. Kulağa bir start-up atmosferi gibi geliyor. “Bu büyük olasılıkla son derece idealistçe ve her zaman işlemeyen bir şey gibi görünüyor. Pop.Up’ın çok radikal, çok çılgınca bir konsept olduğu konusunda kimi zaman şüpheye düştüğümüzü kabul etmek zorundayım.” Değil. En azından öyle görünmüyor. Italdesign kendine hızla Airbus’ta bir partner buldu. Böylece masaya havacılık uzmanlığı ve deneyimi de gelmiş oldu. Ve Pop.Up, gizlilik modundan çıktığından beri, tüm Volkswagen Grubu içinde yüksek profildeki bir proje oldu. Italdesign bundan 35 sene kadar önce, otobüsten ambülansa ya da yolcu aracına dönüşebilen standart bir iskeleti içeren “Capsula” isimli bir konsept geliştirdi. O dönem üçüncü boyut düşüncesi henüz söz konusu olmasa da modülarite ve alanı maksimize etmek fikirleri, kesinlikle gündemde olan konulardı.

torino

Bu konseptin salt bir uçan otomobil ya da karada gidebilen uçak olmamasının nedenlerinden biri –ya da aslında asıl nedeni- bahsedilenin intermodal (çok yönlü) mobiliteye dayanan modüler bir konsept olması.

Pop.Up, birbiriyle eşleştirilebildiği gibi tek tek de kullanılabilecek üç farklı elementi bir araya getirmesiyle modüler bir konsept. Konseptin kalbinde iki yolcuyu ağırlayacak şekilde tasarlanmış bir kapsül var. Bir kara modülüyle eşleşen kapsül; bataryayla çalışan, sürücüsüz bir şehir otomobiline dönüşebiliyor. Trafik sıkıştığı anda drone benzeri bir hava modülü otomatik olarak konuşlanıyor ve yolculuk otomatik pilotlu bir uçuşla devam etmeye başlıyor. Pop.Up’u, en azından teoride intermodal yapan şey ise kapsülün, geleceğin diğer ulaşım modlarıyla eşleşebilme potansiyeli. Astalosch şöyle bir senaryo çiziyor: “Dubai’ye gitmek üzere Pop.Up ile uyumlu bir yolcu kapsülü içinde Hyperloop’a bindiğinizi hayal edin. İstasyona vardığınız zaman siz ve kapsülünüz, sizi ve nereye gideceğinizi hâlihazırda bilen bir otomobil modülüne yerleştiriliyorsunuz. Dışarı çıkmak zorunda kalmıyorsunuz ki bu Dubai sıcağında gerçek bir avantaj. Ve eğer sistem, varacağınız yere uçarak gitmenin daha makul olacağını hesaplarsa, sizin için kara modülü yerine hava modülü bekliyor olacak. İnanılmaz bir konforun tadını çıkarırken bir yandan da çok fazla zaman tasarrufu yapmış olacaksınız. Bu tamamen, mobilitenin bir hizmet olduğunu anlamakla ilgili bir şey.”

Hyperloop, neredeyse havasız tünellerden geçen, yüksek hızlı bir yer altı ulaşım sistemine özel bir konsept. Pnömatik tüp sistemine benzeyen sistemde, Hyperloop hava yastığının üzerindeki basınç kapsüllerinin saatte 1,100 kilometre hızla seyahat ettiği varsayılıyor.

torino
otoyol

Fakat Pop.Up konsepti yine de her derde deva değil. İntermodal bakışı da hayati önem taşıyor. Kentsel problemler çok çeşitli ve şeytan da ayrıntılarda gizli. “Herkes aynı hastalıktan muzdarip olsa da semptomlar aynı değil. Misal Londra’da her gün beş milyon insan metro kullanırken yer üstünde 20 milyondan fazla araç trafiğe çıkıyor. Bunun çoğu yük trafiği ki bu yapbozun, peşinde olduğumuz parçalarından biri. Dubai’nin ekstrem çevresel şartlarla uğraşması gerekiyor. Sıcak hava elektrikli motorlara olumsuz etki ediyor, kum ve toz da otomatik pilotlu araçların kullandığı optik sensörlere ket vuruyor. Her bir durumu yakından incelemeli ve en önemlisi de çok dikkatli dinlemeliyiz.”